Maden Arama Faliyetleri

Jeofizik Maden Arama Faliyetleri

Maden Aramacılığı

Türkiye, önemli bir metalik maden ve sanayi hammadde çeşitliliğine sahiptir. Bu durum doğanın ülkemize sunduğu bir zenginliktir. Geçirdiği jeolojik evrim ve tektonik olaylar, maden yataklarımızın küçük, orta boyutlu ve parçalı olmasının nedenidir. Bu nedenle, arama döneminde doğru yöntemler kullanılmadığında madenlerin bulunmasında zorluklarla karşılaşılmaktadır. Maden aramacılığı; “bölgesel ön arama” ile başlayan, buluş sonrası aramalarla devam eden ve işletilebilir bir maden yatağının fizibilite çalışmalarıyla sona eren kapsamlı, pahalı, uzun süreli ve zahmetli bir süreçtir. Aranan madenin cinsi, doğadaki konumu, bölgesel dağılımı, bulunuş sıklığı gibi etkenler bu sürecin kapsam, maliyet, süre ve zorluğunu belirler. Şunu da belirtmek gerekir ki yapılan her arama çalışması ekonomik miktarda (yatırıma değer miktarda) maden bulunması ile sonuçlanmayabilir. Bu riski göze almak ve işin gerektirdiği tüm çalışmaları yapmak/yaptırmak yatırımcının/madencinin menfaatleri gereğince bir görevidir. Tüm bu çalışmaları yapmak için harcanacak paraya “risk sermayesi” denilmektedir. Maden arama çalışmaları, maden üretiminin alt yapısını oluşturur. Madenler işletilirken aynı işletme alanında veya başka alanlarda yeni rezervlerin aranması da gerekir. Arama döneminde yapılacak olan yatırımın yüksekliği ve büyük ölçüde risk içermesi, aramacılığın çok dikkatli ve profesyonel ekiplerce yapılması zorunluluğunu doğurmaktadır. İlk yıllarda daha çok mostra madenciliği (yüzey madenciliği) şeklinde olan madencilik uygulamaları, bugün jeolojik etütler sonucu öngörülen örtülü madenlerin jeofizik etütler ile belirlenen noktalarda yapılan sondajlarla keşfi şeklindedir. Bu çalışmaların doğal sonucu " Madencilik yatırımlarında riskin sınırlanması ve/veya minimize edilmesi" dir. Bir maden arama işlemi; jeolojik etüt, jeofizik etüt, sondaj, numune analizleri, görsel incelemeler ve yerel deneyimlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda maden yataklarının oluşum koşullarının, yanal ve düşey devamlılıklarının ve rezervlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Yapılacak maden arama planının çerçevesi, üretimi planlanan madenin özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir. Arama yapılacak alanındaki jeolojik birimler homojen ise, yapılacak arama kısa süreli ve düşük maliyetli olacaktır. Jeolojik birimlerin özellikleri hem yatay hem de düşey yönlerde değişiklikler sergiliyor ise, etüt daha titiz ve yüksek maliyetli olacaktır. Maden arama süreci, arama mühendisinin gerek duyduğu ölçekte, yüzeysel veya yeraltı incelemeleri şeklinde olabilir. Yapılacak arama, üretimi planlanan madeni içerebilecek jeolojik birimlerin tamamının jeolojik (yayılım, derinlik vb.) belirlenmesini kapsamalıdır. Çünkü, herhangi bir madenin aranması o bölgede gerçekleşmiş jeolojik olayların etkili oldukları alanların, kayaç türlerinin ve geometrisinin çözümlenmesini gerektirmektedir. Arama süreci, önceden üretilmiş verilerin yorumlanmasıyla başlar, madenin üretilmesi sırasında devam eder ve madenin tüketilmesine kadar sürer. Bu verilerin belirlenebilmesi için büro ve arazide yapılacak birtakım çalışmalar vardır.

Büro Çalışmaları

Büro çalışmaları, maden arama işleminin ön hazırlığıdır. Veri eldesi ve elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve maden arama planının hazırlanması aşamalarından oluşmaktadır. Büro çalışmaları kapsamında, arama alanı içerisinde yeralan formasyonların jeolojik özellikleri, paleocoğrafya, uzaktan algılama, jeokimya, jeofizik (havadan manyetik ve rejyonal gravite), metallojeni haritaları ve maden bilgileri gibi temel bölgesel veriler büro çalışması ile değerlendirilir. Maden aramaya başlanılmadan önce, aynı bölgede yapılmış olan jeolojik, jeokimyasal ve jeofiziksel çalışmalardan ve edinilmiş deneyimlerden faydalanılması gereklidir. Bunun için öncel rapor ve yayınlar ayrıntılı olarak incelenerek gerekli notlar alınmalı ve yapılacak çalışma için bir ön fikir edinilmelidir. Bu işlemin sağlayacağı kolaylık oldukça fazladır. Öncel çalışmaların elde edilmesi, her zaman kolay olmamakla birlikte mutlaka yapılması gereken bir işlemdir. Öncel çalışmaların incelenmesi sayesinde, yapılacak maden arama planlanmasına daha bilinçli yaklaşımlar sağlamak mümkündür. Literatür araştırması, sadece rapor veya yayınların incelenmesi şeklinde düşünülmemelidir. Bunlara ek olarak gazete, dergi vb. gibi yayın organlarından ve çalışma alanı civarında yaşayan insanların kişisel bilgi ve değerlendirmelerinden de yararlanılması şeklinde algılanmalıdır. Ülkemizde, jeolojik bilgilerin arşivlendiği köklü kamu kuruluşları (MTA, TTK, TKİ, Üniversiteler vb.) bulunmaktadır. Bu kuruluşlar, ülkemizin değişik bölgelerinde jeolojik, jeofizik ve maden aramaları yapmakta ve bu çalışmalar sonucunda hazırladıkları raporları arşivlerinde bulundurmaktadırlar. Maden arama kapsamında yapılan büro çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturan literatür incelemeleri sırasında, belirtilen kurumların arşivlerinden faydalanmak maden aramanın planlanmasında önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Gerekli veriler elde edildikten sonra, proje mühendisi tarafından bir maden arama planının yapılması gereklidir. Bu planda, incelenecek hedef alanlar, maden jeolojisi haritası yapılacak ise ölçeği, jeofizik etüt yapılıp yapılmayacağı yapılacak ise yöntem ve sayısı, sondaj yapılacak ise sayısı, derinliği ve kullanılacak sondaj yöntemi ve yapılacak örnekleme türü ve sayısı belirtilmelidir. Maden aramanın planlanmasında yan kayacın özellikleri dikkate alınmalıdır. Magmatizma, yüzeysel alterasyon veya bozuşma, tortullaşma, metamorfizma cevherleşmeye sebep olabilir. Oluşumun yan kayaçla eşzamanlı olup olmaması, oluşan yatağın tipi ve şekli, ilgili elementler ve alterasyonlar, oluşum yaşı gibi parametreler aranacak madene göre arama programını dolayısı ile maliyetleri etkiler.

Arazi Çalışmaları

Büro çalışmaları tamamlandıktan ve bir maden arama planı hazırlandıktan sonra, elde edilen bilgilerin arazide (yerinde) incelenmesi ve gerekli kayaç, toprak ve sondaj numunelerinin alınması gereklidir. Uygun ölçekteki topografik haritaya, formasyon sınırları dikkatli bir şekilde çizildikten sonra bu unsurlar sembollerle harita üzerinde gösterilmelidir. Ayrıca, bu sembolleri açıklamak haritanın kolay bir biçimde anlaşılmasını sağlamaktadır. Jeolojik birimlerin fiziksel özellikleri ve süreksizlikler (fay, çatlak, tabakalanma ve şistozite düzlemleri vb.) harita veya plan üzerine işaretlenmelidir. Gözlenebilen çatlak sistemleri ve faylar, doğrultu ve eğimleri, jeolog pusulası yardımıyla ölçülerek haritaya işlenmelidir. Arazide inceleme yapılan gözlem noktaları haritaya işlenerek açıklamalı notlar yazılmalı ve tip kesitlerin fotoğrafları çekilmelidir. Çalışılan arazide bulunan kayaç ve maden mostralarından jeolog çekici yardımıyla numuneler alınmalıdır. Bu numuneler, araştırmacının yanında taşıdığı plastik, cam, metal, ahşap kutu veya bez torbalara konularak gerekli analizleri yapılmak üzere hazırlanmalıdır. Ayrıca, bitki örtüsü, akarsu, göl ve yüzey suları ile sondaj kuyuları veya diğer yöntemlerle inşa edilmiş kuyularda incelenmelidir. Bu çalışmalar sırasında elde edilen bilgiler, büroda hazırlanacak olan raporun yazılmasında önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Jeolojik birimlerin ve maden mostralarının yerin derinliklerindeki durumunun ve özellik değişimlerinin ayrıntılı bir biçimde ortaya konabilmesi için yapılan jeolojik etütlerin jeofizik ve arama sondajları ile desteklenmesi gereklidir. Jeolojik etütler, sahadaki madenin oluşum sürecinden başlamak üzere, geçirdiği kimyasal ve fiziksel değişiklikler, uğradığı tektonik hareketlerin etkileri ve bu etki sonucunda meydana gelen çeşitli deformasyon konularının tamamını kapsamalıdır. Ayrıca, bölgedeki önemli fay ve/veya fay hatlarının belirlenmesi de etüt kapsamında tutulmalıdır. Maden sahalarında yapılan jeolojik etütler, proje maliyetlerinin azaltılmasında yardımcı olmaktadır. Jeolojik etütler, maden arama planının büyük veya küçük ölçekli olmasına bakılmaksızın bütün aramalarda yapılmalıdır. Maden aramalarında, jeofizik yöntemlerden de önemli ölçüde yararlanılmaktadır. En çok rezistivite (DES, çok-elektrotlu rezistivite), IP, Manyetik ve Gravite yöntemleri kullanılmaktadır. Maden aramacılığının önemli aşamalarından birisi de sondaj çalışmalarıdır. Sondaj çalışmaları ile madenler hakkında ayrıntılı bilgiler elde edilir. Arama sondajlarından sağlanan örnekler üzerinde yapılan analizler ile madenlerin fiziksel, kimyasal ve mekanik özellikleri belirlenmektedir. Sondajların dizilimi, sıklığı, derinliği ve eğimi, bir ölçüde jeolojik koşulların karmaşık olup olmaması ile denetlenmektedir. İlk sondajlardan elde edilen bilgiler ışığında dizilim, sıklık, derinlik ve eğim ile ilgili program değiştirilebilmektedir. Sondaj sıklığı saha jeolojisine bağlıdır. Pratik olarak, bir sahada en azından bir adet derin sondaj yapılarak, öncelikle jeolojik koşulların derinlikle değişimi hakkında ön bilgi edinilmelidir. Sondaj derinliğinin planlanmasında aşağıdaki hususlar dikkate alınabilir. Etkin ve başarılı bir arama sondaj programının planlanmasında önemli olan başlıca faktörler şunlardır;

1. Aranan madenin boyut ve özelliklerine bağlı olarak; sondajların dizilimi, sıklığı ve derinliği

2. Jeolojik değişkenlik ile ilişkili olarak alınacak örneklerin kalitesi ve sayısı

3. Saha çalışmalarının denetimi, sondajların ve örneklemenin yüksek standartta yapılması ve güvenilir kayıtların tutulması

Önemli bulunan bölgelerde ön aramalar şeklinde arazi çalışmalarına başlanır. Jeoloji, jeokimya ve jeofizik haritaları (küçük ölçekli) tamamlanır ve gerektiğinde stratigrafi sondajı yapılır. Ön arama sahalarından derlenen verilerin değerlendirilmesi sonucunda, belirlenen hedef sahalarda detay aramalar aşamasına geçilir. Maden jeolojisi, jeokimya anomali, jeofizik haritaları (büyük ölçekli) tamamlanır. Açınsama (istikşaf) ve rezerv sondajları yapılır. Gerektiğinde yarma/galeri gibi yöntemlere başvurulur ve teknolojik test örneği alınır. Rezerv, tenör, parajenez, mineralojik özellikler ve teknolojik test olumlu ise madenin üretimi için gerekli diğer parametreleri de değerlendiren fizibilite raporu yazılır. Maden işletmeye hazır hale gelmiştir. Güncelleştirilmiş maden jeoloji haritaları ve diğer bilgiler ışığında üretim sürecinde karşılaşılan problemler ile üretim tamamlandıktan sonra çevrede veya daha derinde madenin devamının veya buna bağlı oluşmuş başka bir madenin bulunup bulunmadığı araştırılır. Bir maden yatağının ilk olarak veri tabanı oluşturulur ve maden yatağı ile topografik yüzey modellenir. Daha sonra tenör-tonaj dağılımı blok model yardımıyla bulunarak COG hesaplamalarına geçilir. Maden yatağı modellemesi, herhangi bir maden sahasına ait verilerin (sondaj, jeolojik vb.) depolanması, sınıflandırılması, değerlendirilmesi, logların oluşturulması, verilerin temel istatistik analizlerinin yapılması, her doğrultuda jeolojik kesit alınması ve görüntülenmesi, rapor edilmesi v.b. işlemlerden oluşmaktadır. Madencilik yatırımları; rezerv hesaplamaları üzerine kurulmuş olup, doğru yapılmış olmalarının önemi büyüktür. Bugün maden yatağı modelleme ve rezerv hesapları için kullanılan çok sayıda bilgisayar programı geliştirilmiştir.

Maden Arama Sonuçları, Maden Kaynakları ve Maden Rezervlerini Raporlama

Maden rezervlerinin ve maden şirketlerinin değerlemesi yapmak, maden fiyatlarının tavan yapıp birden düştüğü, cevherde arz fazlası ve cevher kıtlığına çok kısa sürelerde girildiği dünya maden piyasasında çok zordur. Böyle oynak bir piyasada ulusal bir maden rezervi belirleme standardı oluşturmak için çalışmalar ulusal ve uluslararası bazda yürütülmektedir. Maden şirketlerinin hisse senedi veya madencilik tahvili ihracı yoluyla halka arzında ve madencilik projelerinin kredilendirilmesinde maden değerlemesi son derece önemlidir. Bu nedenle sermaye piyasalarını düzenleyici otoriteler ve finansal kurumlar bir standart oluşturulmasında zorlayıcı ve tetikleyici faktör olmuşlardır. Başlangıçta Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) ve Gayrimenkul Değerleme standartlarından yararlanılmıştır. Maden Rezervi ve Maden Şirketleri değerlemesinde maliyet, satış karşılaştırma ve gelir yöntemlerinden birisi kullanılmaktadır. Madencilik değerlemesinde öncü ve örnek uygulama Avustralya da ortaya çıkmıştır. Avustralya’da madencilikle ilgili meslek kuruluşları ve organizasyonlar ile borsa ve sermaye piyasası kurumları ortak bir çalışma yürüterek 1995 yılında yürürlüğe giren VALMIN Kodu olarak kısaltılan “ Mineral ve Petrol Varlıkları ve Menkul Kıymetlerin Bağımsız Değerleme Raporları için Teknik Kıymet Takdiri Kodu ” nu yürürlüğe koymuştur. Valmin Kodu, 1997 ve 2005 yıllarında birtakım değişikliklere konu olarak son şeklini almıştır. Avustralya’da VALMIN Kodu, Şirketler Kanunu içinde düzenlenmiştir. VALMIN Kodu, madencilikte gelişmiş birçok Angle-Sakson Devletine de benzer düzenlemeler için altlık oluşturmuştur. Gerçekten’de VALMIN’den etkilenen Güney Afrika’da 2008 tarihli SAMVAL Kodu yürürlüğe konulmuştur. Kanada’da 1999 yılında CIM Konseyi tarafından hazırlanan CIMVAL adlı standartlar, sermaye piyasası düzenleyici otoritesi ve borsa kurumları tarafından onaylanarak ikincil mevzuata dahil edilmiştir. ABD’de ise Kongre, Değerleme Vakfına değerleme ile ilgili standartları belirleme yetkisi vermiştir. Bunun üzerine Değerleme Vakfı, 1986-1987 yılında USPAP olarak kısaltılan “Profesyonel Değerleme Uygulamaları için Standartlar ” ı yayımlamıştır. ABD’de madenler, taşınmazın bütünleyici parçası olarak görüldüğünden ve maden hakları taşınmaz mülkiyeti kapsamında sayıldığından, madencilikle ilgili değerlemelerde USPAP’ın 1 ve 2 no’lu standartları kullanılmaktadır. Bu nedenle, USPAP birçok yönden VALMIN’den farklı hükümler içermektedir. VALMIN benzeri bir uygulamanın Çin’de Hong Kong borsasında kullanılmak üzere hazırlandığı görülmektedir.

Yine Avustralya’da 1971 yılında maden rezervlerinin ve maden sahasındaki arama sonuçlarının kamusal olarak raporlanmasına ilişkin standart ve temel esasları belirleyen JORC adlı bir kod yayınlanmıştır. JORC Kodu, 1992, 1996, 1999, 2004 ve 2012 yılında revize edilerek son şeklini almıştır. 1994 yılından itibaren uluslar arası alanda da Maden Rezervlerinin Uluslar arası Standartlarını Belirleme Komitesi (CRIRSCO) çalışmalarına başlamıştır. Bu çalışmalar olumlu sonuçlar vermiş ve 1997 yılında Avustralya, Kanada, Güney Afrika, ABD ve İngiltere maden rezerv ve kaynaklarının raporlanmasında uluslar arası standarda bağlanması konusunda anlaşmaya varmışlardır. CRIRSCO’nun bu standartlarının 2012 yılında son versiyonu yayınlanmıştır. Rusya’da önde gelen madencilik şirketleri ve bilimsel araştırma kuruluşlarından oluşan Yeraltı Kaynakları Araştırma Ulusal Derneği, CIRIRSCO standartlarını esas alarak NAEN Kodu olarak kısaltılan raporlama standartlarının usul ve esaslarına ilişkin düzenlemeyi 2011 yılında hazırlamıştır. Ülkemizde henüz madencilikle ilgili değerleme ve raporlama standartları ile ilgili yasal ve sektörel düzenleme mevcut değildir. Maden arama sonuçları, maden kaynak ve rezervleri hakkında yanlış ve/veya yanıltıcı raporlar kamunun, yatırımcıların ve finansörlerin zarara uğramasına neden olmaktadır. Yatırımcıların, yöneticilerin, maden analistlerinin ve mali kuruluşların kararlarının dayanağını oluşturan bu raporlara güven duymalarını sağlayabilecek kalite güvence/kalite kontrol standartları geliştirilmesi için büyük çabalar sarf edilmiştir. Birçok gelişmiş ülkede bu konuda ulusal standartlar uzun zamandır mevcuttur.

Artan uluslararası ticaret ve iş ilişkileri (küreselleşme) sonucu artık ulusal düzenlemeler yeterli olmamakta, uluslararası düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenlemelerle öz olarak;

• Uluslararası iletişimi artırmak,

• Uluslararası yatırım, finans ve ticareti etkin ve güvenli şekilde yürütebilmek (yatırımcıları, finansörleri korumak) için gerekli güvenilir raporlama standartları geliştirmek suretiyle uluslar arası yatırım ve ticareti kolaylaştırmak amaçlanmaktadır.

Son 20-30 yıldır böyle uluslararası standartlara ulaşmak yönünde çok büyük çabalar sarf edilmiş, büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Çabalar ilkin her ülkede değişik ilkelere, değişik kavram ve tanımlara dayanan çok sayıdaki tanım ve sınıflandırma sistemi yerine, uluslar arası iletişimi kolaylaştıracak ortak bir dil oluşturulması üzerinde yoğunlaşmıştır. Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UN-ECE: United Nations Economic Commission for Europe) ve Madencilik ve Metalurji Enstitüleri Konseyi (CMMI: Council of Mining and Metallurgical Institutions ›Şimdiki eşdeğeri: CMMM) gibi uluslar arası örgütlerin çatısı altında ayrı ayrı yürütülen bu çalışmalar 1999 yılında bu iki örgüte ait çalışma gruplarının maden kaynak ve rezervleriyle ilgili tanımlar üzerinde anlaşmasıyla (Geneva Convention) sonuçlanmıştır. CMMI örgütleri tarafından benimsenen kaynak, rezerv sınıflaması (3 kaynak, 2 rezerv sınıfı) UNFC sınıflamasına (United Nations Framework Classification) dâhil edilmiştir (yani UNCF içindeki yerleri belirlenmiştir). Maden kaynak ve rezervlerinin güvenilir şekilde tahmin ve rapor edilmesi konusunda uluslar arası standartların genel kabul görmesi için de yoğun çaba gösterilmektedir. Bu yolda büyük ilerlemeler sağlanmış, gelişmiş ülkelerdeki ulusal standartlar büyük oranda birbiriyle uyumlulaştırılmıştır. Bugün birçok ülkede (Avusturalya: JORC Code, G. Afrika: SAMREC Code, ABD: SME Guidelines, Kanada: CIM Definition Standards ve NI43–101), İngiltere ve AB: PERC, Şili: Chilean Code, Peru: Peruvian Code, Filipinler: PMRC) maden kaynak ve rezervlerinin tahmin ve rapor edilmesi konusunda birbiriyle % 90–95 uyumlu standartlar geçerlidir. “JORC benzeri yönetmelikler” diye nitelenen bu düzenlemeler çoğu ulusal/uluslar arası mali kuruluşlar tarafından benimsenmiştir. Bu ülkelerdeki borsalar ve bankalar bu yönetmeliklere uyumlu olmayan maden kaynak ve rezervlerine ilişkin raporları muteber kabul etmemektedir. Adı geçen ulusal rapor etme kurullarının üst çatı örgütü olan CRIRSCO, benzer bir yönetmeliği uluslararası geçerliliğe kavuşturmak için çaba sürdürmektedir. JORC benzeri yönetmeliklerin en göze çarpan özellikleri, mevzuat düzenleyici kamu kuruluşları, borsa kurulları gibi örgütlerce değil, meslek ve sektör örgütlerinin temsilcilerinden oluşan sivil kuruluşlar (Ulusal Rapor Etme Standartları Kurulları) tarafından koyulan kurallar, standartlar olmalarıdır. Mevzuat düzenleyici kurum ve kuruluşlar, bu standartlara uyan tahmin ve raporları muteber kabul etmek suretiyle söz konusu düzenlemelerin hayata geçmesini sağlamaktadır. “JORC benzeri yönetmelikler” olarak nitelenen bu düzenlemelerin bir diğer önemli özelliği de maden arama sonuçları, maden kaynak ve rezerv tahminleri hakkında kamuya açık raporların bir “uzman kişi” (competent person/qualified person) tarafından yapılmış çalışmalara dayandırılmasını şart koşmasıdır. Uzman Kişi, teknik raporların kurallara uygun hazırlanmasından ve içerisindeki bilgilerin doğruluğundan sorumlu, muteber (tanınan) meslek örgütlerinden birine üye teknik elemandır (Jeoloji Mühendisi, Maden Mühendisi, Jeofizik Mühendisi). Muteber meslek örgütü ise, JORC benzeri standartlara ve ahlaki (etik) kurallara uymayı şart koşan ve bu konuda üyelerinin gözetimini yapan, uymayanları üyelikten atma ve disiplin cezası verme gücüne sahip (yerli veya muteber bir yabancı) meslek örgütüdür. Günümüzde dünya ekonomisini büyük oranda ellerinde tutan ülkelerde ilgili kamu kuruluşları, borsa kurulları, bankalar hem kendi ülkelerindeki hem de yabancı ülkelerdeki meslek örgütlerini, ancak bu ölçütleri karşıladıkları zaman “muteber meslek örgütü” veya “muteber yabancı meslek örgütü” olarak kabul etmektedir. Böylece meslek örgütleri için, bu uluslararası akreditasyon zincirine katılmak önemli hale gelmiştir. Uluslararası akreditasyonun önemini giderek daha da arttıracağı görülmektedir. Çünkü, akredite olmayan meslek örgütü üyelerinin mesleklerini yapması gittikçe daha fazla engellenecektir. Bundan dolayı maden kaynak ve rezervleri hakkında güvenilir tahmin ve raporlar hazırlanmasını temin etmek için, uluslararası standartlara uyumlu ulusal düzenlemeler yapılması; hem yatırımcıların korunması, hem de uluslararası akreditasyon zincirine katılmak suretiyle Türk mühendislerine iş piyasalarında getirilen engellerin kaldırılması bakımından büyük önem taşımaktadır.